Maalesef birtakım Müslümanlar vazifelendirilmiştir. Bu vazife nedir? Kimler tarafından vazifelendirilmişlerdir? Kendilerine maddî ve manevî ne gibi ücretler verilmektedir?..

• Vazifeleri veya misyonları:

Siyonistlerin, Haçlıların, Evangelistlerin, Papalığın istediği gibi ehlîleştirilmiş yeni bir İslâm türetmek. Onların istediği bu İslâm nasıl bir İslâm’dır?

– İndirilmiş (inzal edilmiş) ilahî-gerçek din değil, uydurulmuş bir din istiyorlar.

– Şeriatsız ve fıkıhsız, sulandırılmış, hafifletilmiş bir İslâm istiyorlar.

– Bu maksatla dinde reform ve yenilik yapılmasını istiyorlar.

– İslâm’ı beşerî bir ideoloji ve hümanizma haline getirmek istiyorlar.

– Bilhassa kadınların tesettürünü kaldırmak istiyorlar. O tesettür ki, Kur’ânla, Sünnetle, icmâ ile sâbittir.

• Onları kimler yönlendiriyor?

Birkaç gayr-i müslim teşkilâttan ilham ve emir alıyorlar, teşvik görüyorlar. Yukarıda beyan ettiğim gibi Siyonistlerden, Evangelistlerden, Papalıktan, ABD’deki, AB’deki bazı kuruluşlardan…

• Maddî ve mânevî ücretleri:

Destekleniyorlar, korunuyorlar, pohpohlanıyorlar.

Bu işin malî tarafı çok büyüktür. Yekûn olarak yüz milyonlarca, hattâ milyarlarca dolar dönmektedir. Birtakım Siyonist Yahudiler onlara maddî yardım yapıyor. Niçin yapıyorlar? İslâm’ın yücelmesi, Müslümanların kurtulması, selâmete çıkması için mi? Buna kim inanır… Bir bildikleri var muhakkak.

• Nasıl, hangi kafada müslümanlar yetiştirmek istiyorlar?

Evangelistlerin, Haçlıların, gayr-i müslimlerin istediklerini yapacak bilgili, kültürlü Müslüman kadrolar kurmak istiyorlar. İslâm dünyasını, gelecekte bunlar vasıtasıyla idare etmek, yönlendirmek istiyorlar.

Yeni bir İslâm çıkartmak, Müslümanları ehlîleştirmek isteyen güçler, ilk fırsatta İslâm dünyasının başına “kendi” halifelerini getirmek istiyorlar. Kukla, düzmece bir Halife… Adayları hazırdır.

• Kimleri kullanıyorlar?

– Yerli oryantalist zihniyetli birtakım akademisyenleri…

– Beyinlerini yıkayıp şartlandırdıkları birtakım câhil ve saf Müslümanları…

– Kabahati Müslümanlarda görmeyip, – hâşâ- İslâm’da gören birtakım akılsızları…

– Dini imanı para ve ikmal olan düşük karakterlileri…

– Kiralık veya satılık kalemleri…

– Bir takım megalomanyakları…

• Metodları:

– Bütün şeytanî gayretleriyle Müslümanların din konusunda kafalarını karıştırmak istiyorlar.

– En câhil Müslümanların bile ictihad yapmasını, dinî konularda uluorta konuşmasını, asmasını kesmesini, esip savurmasını istiyorlar.

– Fıkhı ve mezhebleri ortadan kaldırmak istiyorlar.

– Müslümanlar arasında din konusunda bitmez tükenmez tartışmalar çıkmasını istiyor ve teşvik ediyorlar.

– Herkesin eline bir Kur’ân tercümesi veya tefsiri, bir de hadîs külliyatı vererek; – “İşte dinin kaynakları, al bunları, oku ve kendi kafana göre hüküm çıkart, fikir ve görüş beyan et” diyorlar.

– Ehl-i Sünnet ve Cemaat İslâmlığını, diğer fırkalar gibi sıradan bir fırka olarak göstermek istiyorlar.

– Şehvetleri galeyan halinde olan birtakım İslâmcı gençleri, mut’a nikâhına teşvik ederek yoldan çıkartıyorlar.

• Nasıl çalışıyorlar?

Müslümanların içinde sürüyle ajanları, provokatörleri, casusları, manipülatörleri, elemanları bulunmaktadır. Bunlar vasıtasıyla:

– Haber ve bilgi topluyorlar,

– Yönlendiriyorlar,

– Cemaat asabiyetlerini körüklüyorlar,

– İslâm ve ümmet şuurunu ve birliğini zayıflatıp, onun yerine hizip ve fırka asabiyetini getiriyorlar.

– Müslümanların işe yarar hizmetler yapmasını önlüyorlar. İmkân, para ve enerjilerini verimsiz sahalara yönlendiriyorlar.

• Dinlerarası diyalog nedir?

– Müslümanlara kurulmuş bir tuzaktır.

– Onlar Hazret-i Muhammed’i, Kur’ân’ı, İslâm’ı yalanlıyorlar.Müslümanlar ise daha önce gönderilmiş bütün Peygamberlere inanıyorlar. Bu şartlar altında diyalog yapılması imkânsızdır.

– Dinlerarası Diyalog İslâm âleminde çıkmamıştır, gayr-i müslimlerin geliştirdiği bir nazariye ve aksiyondur.

– “Hıristiyanlarla aramızda esas itibarıyla pek büyük fark yoktur” iddiası büyük bir hezeyan ve yalandan ibarettir. İslâm Tevhid dinidir, Hıristiyanlık ise Teslis dini. Bundan daha büyük fark, bundan daha derin bir uçurum olabilir mi? Diyalogçular herkesi sersem mi sanıyorlar?

Rasûlullah Efendimiz için -hâşâ- “O yalancı bir peygamberdir” diyen, Kur’ân-ı Kerim için –hâşâ- “O düzmece bir kitaptır” diyen, Din-i mübin-i İslâm için “Uydurulmuş bir dindir” diyen kimselerle Müslümanlar nasıl diyalog yapabilirler? Bundan daha büyük aldatmaca olur mu? Diyalogçular gayr-i müslimlerin de Cennet’e gireceklerini, ebedî saâdete nâil olacaklarını söylüyor. Peki bu adamlar, Allah’a ortak ve eş koşan kimseleri; Allah hem birdir, hem de üçtür diyenleri, Hazret-i Muhammed’i yalanlayanları, Kur’ân’ı vahyedilmiş hak kitap olarak kabul etmeyenleri hangi mantıkla, hangi gerekçe ile Cennet’e sokmaktadır?

Evet maalesef birtakım kimseler çok yanlış yollara girmişlerdir. Para ve ikbal karşılığında İslâm düşmanlarına yardım etmektedirler, onlarla işbirliği yapmaktadırlar.

Dikkat buyurunuz:

– Zâlimler, saldırganlar İslâm dünyasının birçok yerinde Müslümanları öldürüyor, Müslümanların evlerini, köylerini, şehirlerini yakıp yıkıyor, Müslümanlara işkence ediyor, Müslümanların zenginliklerini yağma ediyor ve diyalogçuların, işbirlikçilerin pek sesi çıkmıyor.

– Agresif misyonerler para mukabilinde din değiştiriyorlar, yeni kiliseler açıyorlar, milyonlarca propaganda broşürü çıkartıyorlar. İşbirlikçilerden yine ses çıkmıyor.

– İslâm’a saldırılıyor. İşbirlikçiler duymazlıktan geliyor.

Birkaç yıldan beri mübarek Ramazan aylarında birtakım gülünç oyunlar oynanmaktadır.

Lüks bir otelin restoranına birkaç İslâm hocası, Hıristiyan patrikleri, Musevî hahambaşıları, oruçsuz ve namazsız sosyolojik Müslümanlar toplanıyor ve Dinlerarası Diyalog ve Evrensel Kardeşlik iftiraları yapılıyor. Böyle rezalet olur mu?

Bendeniz, Musevîlere ve Hıristiyanlara ziyafet verilmesin, onlarla iyi münasebetler içinde bulunulmasın demiyorum. Lakin, gayr-i müslimlerin iftar sofralarında yeri yoktur.

Bundan birkaç yıl önce böyle bin kişilik bir iftar ziyafetine beni de çağırmışlardı. Yemekten sonra konuşmalar yapılırken bir papaza da söz verildi. Konuşurken cebinden küçük bir kitap çıkarttı ve “Bu, Cevşen kitabıdır. Bunu hergün okurum…” dedi. Müslüman kesimden bazıları papazı hararetle alkışladı.

Sorulsaydı bu papaza, “Sen Kur’ân’ın hak kitap olduğuna inanıyor musun? Hazret-i Muhammed’in Allah’ın Elçisi olduğuna iman ediyor musun? İslâm dininin, Allah katında yegâne hak ve geçerli din olduğuna iman ediyor musun?..” Ne diyecekti? Hayır diyecekti. Peki, Cevşen okuyor diye (Gerçekten okuyor mu, taqiyye mi yapıyor?) bu papazı alkışlamaya dinen cevaz var mıdır?

Gerçekten bazılarımız acınacak bir durumdayız. Kur’ân’da Yüce Allah bize “Onları kendinize dost ve velî ittihaz etmeyiniz” buyuruyor. Biz ise tam tersini yapıyoruz. 01 Kasım 2004