Niçin Kötülükler Önlenemiyor?
Milli Gazete-Köşe Yazıları
- 24 Aralık 2018
Türkiye’de
bilgisayarları, telefonları dinliyor, istihbarat yapıyormuş. Artık istihbarat eskisi gibi değil, ilerleyen teknoloji sayesinde devlet uçan kuşu değil, küçük bir sineği bile bin kilometre öteden görebiliyor. Vatandaşların hiçbir gizlisi saklısı, mahremiyeti kalmamıştır.
Yakın zamana kadar fotoğraf çekmek zordu. Şimdi ne kolay… Cep telefonu ile bile ne kadar net resimler çekilebiliyor. Herkesin cebinde hacim bakımından pek küçük, işe yararlılık ve mârifet bakımından pek büyük fotoğraf cihazları var. Ne ayar istiyor, ne dikkat. Bas düğmesine çek resmi.
Her yerde gizli kameralar, dinleme cihazları izinsiz, ruhsatsız satılıyor. Bulutsuz bir gecede Konya ovasında bir yerde sigara içerek yürüyen bir vatandaşın resmini uydular çekebiliyor. Devletimiz vatandaşının nefes alıp verişini bile biliyor. Okullarda uyuşturucu kullanımı 10 yaşına kadar inmiştir.
Ağzı süt kokan yavrularımıza bu zehirleri kimler veriyor? Uyuşturucu mafyası niçin çökertilemiyor? Fuhuş ticareti almış yürümüştür. Bunun da mafyası var. Niçin çökertilemiyor?
İstanbul halkına muazzam (tekrar ediyorum muazzam) miktarda ehlî (evcil) domuz, yaban domuzu, at, eşek eti yediriliyor. Böyle bir şey ahlâka ve hukuka aykırıdır. Ben bir Müslüman olarak domuz ve eşek eti (ikisi de haramdır) yemek istemem. Devletim niçin bunu önlemiyor?
Harıl harıl, cayır cayır kaçak inşaat yapılıyor… Ruhsatsız binalar iskâna (yerleşime) açılıyor. Dere boylarına inşaat yapılıyor, yağmur yağınca seller oluyor…Vızıldayan küçük sineği gören, vatandaşın nefes alıp verişini işiten devlet bunları niçin önlemiyor?
Evet, bu ülkede ceza kanununa aykırı bir yığın suç işleniyor. Arada bir hamamın namusunu kurtarmak için birkaç kişi yakalanıyor. Lakin tezgâh çalışmaya devam ediyor.
Biri bana bağırsa:
Ben de ona derim ki: “A nâbekâr!.. Türkiye tertemiz, şeffaf mı şeffaf, temiz mi temiz bir ülke de, şu uluslararası temizlik notumuz niçin 10 üzerinden 4?.. Niçin temizlik ve şeffaflık konusunda sınıfta kalıyoruz?..”
Sevgili okuyucularım, dediklerim maalesef doğrudur. Hattâ çok hafif, çok az yazdım bile. İddiam şudur: Sorumlular, ilgililer, vazifeliler isterlerse bu memleket birkaç ay içinde güllük gülistanlık olabilir.
Uyuşturucu mafyası ve çeteleri çökertilebilir. Fuhuş mafyası ve yaygın ticareti önlenebilir. Rüşvet ve yolsuzluğun önüne geçilebilir. Haram kazanç ve rantlar bataklığı suyu kurutulabilir. Vatandaşa ehlî domuz, yaban domuzu, at, eşek yedirenlerin canına okunur. (Devlet bir tahlil seferberliği başlatır ve hangi sucukta, hangi köftede domuz ve eşek eti var, tesbit eder, yapan ve satanların canına okuyabilir.)
Telefonları dinleten, bilgisayarları kontrol eden Güç, kimlerin fuhuş ticareti yaptığını bilmiyor mu sanıyorsunuz? Evet ilgililer, bilgililer, sorumlular, vazifeliler isteseler, bu isteklerine gereken iradeyi, gereken adaleti ilâve etseler ve nasıl çalışmak gerekiyorsa öyle çalışsalar, hiçbir suçlunun gözünün yaşına bakmasalar bu memleket pek kısa zamanda düzelir.
Uluslararası temizlik ve şeffaflık notumuz en az yedi olur. Dere yataklarına bina yapılmaz, sel olmaz. On yaşındaki mâsum çocuklar “beyaz” kullanmaz. On üç yaşındaki evden kaçan salak kıza üç günde on üç kişi tecavüz etmez. Şu İstanbul’da ve başka yerde bir tek kaçak yapı dikilemez.
Bu memleket, sözde dünyanın büyük miktarda bal üreten ülkeleri listesinin başlarında yer alıyor. Bu üretilenler bal mıdır? Şekerdir şeker. Devlet bunu bilmiyor mu? Biliyor…Niçin önlemiyor? Önlemek çok kolaydır. Yurt çapında tahlil seferberliği yaparsın. İçinde sakaroz olan bütün balları imha edersin. İşlerine gelmiyor. Aman vatandaş darılmasın, gücenmesin. (Uluslararası sertifikası olan süzme balın bir kilosu 250 liraya satılıyor. Taşrada daha ucuza bulunabilir. Lakin kilosu beş on liraya bal olmaz…)
Sonuç: Bilenler biliyor… Ablar (sular)akıyor… Dolaplar (su dolabı, çarkı) dönüyor…Yakında 9 yaşındaki çocuklar uyuşturucu mübtelâsı olacak…Domuz ve at etinden sucuklar ve köfteler yenecek… Peynir ekmek gibi karı satışına devam… Kokuşma, yolsuzluk, haram yeme, rant, rüşvet, komisyon, nepotizm dört nala…
Son devrin büyük din âlimi, fıkıhçısı, müftüsü, müfessiri, allâmesi merhum Ömer Nasuhi Bilmen hocaefendinin “500 Hadîs-i Şerif” isminde çok faydalı, çok mübarek bir eseri vardır. Kitaba 500 hadîsin Arapçalarını koymuş, tercümelerini yapmış, her hadîsin altına şerhini (açıklamasını) yazmıştır.
Bu eserdeki 104 numaralı hadîsin meali şöyledir:
“Dinî hususlarda gulüvden (=haddi tecavüz etmekten) hazer ediniz. Çünkü sizden önceki kavimler gulüv yüzünden helâk olmuşlardır.” (İmam Ahmed ibn Hanbel, Sahih-i Müslim, Camiü’s-sagir.)
Bilmen hocaefendi izah başlığı altında şu açıklama ve aydınlatmaları yapıyor:
Gulüv, bir hususta şiddet göstermek, haddi tecavüz etmek, eşyanın gavamızını araştırmak, birtakım şeylerin illetlerinden, sevaplarından lüzumsuz yere bahs edip durmaktır.
Kaza ve kader meseleleriyle fazla uğraşarak tereddütler içinde kalmak bir gulüvdür.
Efrad-ı ümmetten muhterem bir zatı Peygamber kadar büyük görmek de bir gulüvdür. Gulüv ise faydasız yere bir meşguliyettir, ekseri fena neticeleri verir. İnsanı ya [kitap basılırken bir kelime dizilmemiş] yaşatır veya hüzün ve keder içinde bırakır. Binaenaleyh dinî hususlarda gulüv sayılan şeylerden son derece hazer etmelidir.Sonra insan bu yüzden kendi mânevî hayatını helâke mâruz bırakmış olur.” (Adı geçen kitap, Bilmen yayınevi, s. 78)
İslâm tarihinde bazı âlimler de gulüvve saplanmıştır. Meşhur İbn Teymiyye bunlardan biridir. Zeki idi, ilmi vardı, lakin ölçülü hareket etmemiş, aşırılıklara kaçmıştır. Onun için “İlmi kadar aklı yoktu” denilmiştir.
Zamanımız Türkiye’sinde İbn Teymiyye’nin binde biri kadar ilmi ve iktidarı olmayan kimseler dinî konularda aşırılıklara kaçıyor, Nuh diyor Peygamber demiyorlar. Dinî ilimleri tahsil etmemiş, imtihan verip icazet almamış Müslümanların yapacağı şey, icazetli Ehl-i Sünnet âlimlerinin akaide, fıkha, ilmihale, usûl-i fıkha dair kitaplarını, muteber Kur’ân tefsirlerini, hadîs külliyatlarını alıp (mümkünse bir hoca nezaretinde) okumaktır. İcazetli ve ehliyetli hoca tâlim edecek, ondan ders alan Müslümanlar da teallüm edecektir.
Kader ve kaza gibi derin konular tartışılmamalıdır.
Ehl-i bid’at bazı müteşabih ayet ve hadîsleri lügavi mânâsına alarak Allah’a zaman, mekân, cihet, insanlar gibi organ, inmek, çıkmak gibi noksan sıfatlar yakıştırıyor. Bu da gulüvdür. Akıllı Müslümanlar böyle inançlardan uzak dururlar.
efendimiz yedullah’taki
in Farsçaya ve başka bir lisana tercüme edilmesini bile uygun görmemiştir.
açıkladığı gibi bazı cemaatler kendi başlarındaki zatı peygamber kadar büyük görüyor ve gösteriyor.Bazı cemaatler var ki, on kere Peygamber diyorsa, yüz kere
diyor. Bu da, açıklamaya lüzum bile yoktur, bir gulüvdür, bir aşırılıktır, bir sınırı aşmaktır.
Bir şeyhin, bir velinin kerametleri olabilir ama mütemâdiyen (dur durak bilmeden) bunlardan bahs etmek, bunların reklâmını yapmak asla doğru değildir. Evliyaullah efendilerimiz, kendilerinden görülen kerametlerden utanırlar, onları gizlerlerdi. Hattâ büyüklerden biri “Keramet, bir kadındaki hayız (ay hali) gibidir, gizlenmelidir” buyurmuşlardır.
Bizim Yüce Dinimiz her hususta orta yolu gösterir. Gulüv, aşırılık, bazı konularda (izin verilmediği halde) derinlere dalmak iyi değildir. Bu gibi şeyler Müslümanların ayaklarını kaydırır.
Bizim şeyhimiz
bilir demek bu gulüvlerden biridir. Her şeyi mutlak olarak Yüce Allah bilir.O, dilediği kullarına bazı bilgileri bildirir, her bilgiyi değil. Peygamberimiz bile Kıyametle ilgili soruya bu konuda bilgili olmadığı cevabını vermiştir.
Rabbanî âlimler, kâmil mürşidler, icazetli gerçek fakihler elbette muhterem kimselerdir ve Müslümanlar onları sever sayar, kendilerine hürmet eder ama onlar asla ve asla Peygamberle bir tutulamaz. Onlar asla ve asla Peygamber kadar büyük görülemez. Böyle bir şey korkunç bir gulüvdür. Sağ olan din büyükleri böyle bir şeye râzı olmazlar, Ahirete intikal etmiş olanların ruhaniyetleri de bundan râzı olmaz.
Ölçülü olalım, orta yolda olalım, dinî konularda aşırılığa, gulüvve kaçmayalım. Cumhur-i ulemâ yolu olan cadde-i kübrâda yürüyelim. Çıkmaz sokaklara sapmayalım. 22 Ekim 2009