İstanbul Kaldırımında Sergi Açan Çinli Kadın
Milli Gazete-Köşe Yazıları
- 12 Ocak 2019
Pazar
14 Mayıs Cumartesi. Sultanahmet tarafından tramvaylar, otobüsler çalışmıyor, yollar, caddeler trafiğe kapatılmış. Beyoğlu tarafına gidecektim, çarnâçar Eminönü’ne kadar yürümem gerekecek… Gülhane Parkı’nı geçtikten sonra, Hasan el-Ünsî hazretlerinin türbesinin karşısındaki kaldırımda küçük bir kalabalık gördüm. Bir Çinli kadın sergi açmış, mal satıyordu. Ben de yanaştım. Dört parça eşya aldım. Çinlilerdeki şu azme bakınız; binlerce kilometre uzaktan bavulla ıvır zıvır getiriyor, İstanbul’un bir caddesinin kenarında satıyor. Kadın alış-veriş için yeterli Türkçe’yi de öğrenmişti.
Üretmek ve satmak… Çinliler bu iki sihirli kelimenin sırrını çözmüşler.
Bizim toplumumuz, bilhassa televizyonun ve kötü ideolojinin tesiriyle, üretmeden tüketmek isteyen bir toplum haline getirilmiştir.
Bizde, her aile, evinin bir köşesinde küçük bir atölye kursun ve satabileceği şeyler üretsin denilse kaç kişi bunu yerine getirir?
Üretmek için ille de büyük fabrikalara, büyük atölyelere ihtiyaç yoktur. Tek kimse de, bir ailenin fertleri de üretebilirler, ürettiklerini satarak geçinebilirler, hattâ zengin olabilirler.
Bizdeki işlerin yüzde doksanı küçük işletmeymiş, aile işletmesiymiş. Bunlar dört nesilden fazla dayanmıyormuş. Dede çalışıp çabalıyor bir dükkân veya işyeri açıyor, baba ondan devr alıyor, oğul devam ettiriyor, torun batırıyor…
Sebep ne? Öncelikle ahlâksızlık, karaktersizlik… Her işin, her konunun ahlâkı vardır. Siyasetin, ticaretin, ekonominin, belediyeciliğin, doktorluğun, hukukçuluğun, her şeyin her şeyin…
Adam dedesinden, babasından bir işyeri, bir ekmek teknesi devralmış. Ne hesap biliyor, ne kitap. Küçük sermayesini lüks bir mesken, lüks bir otomobil, lüks cep telefonu, lüks hayat için harcıyor ve sonunda iflâs ediyor. Bu adam ahlâksızdır, karaktersizdir, rezildir, beyinsizdir.
Evet, iş sermayesini lüks meskene, lüks otomobile, lüks hayat tarzına harcamak ve yatırmak ahlâksızlıktır. Türkiye’de iş ahlâkını yıkanlar, Türkiye’yi yıkmışlardır.
Bu ülkede iş, ticaret, ziraat, sanayi, finans hayatı ancak fütüvvet ahlâkı ile ayakta tutulabilir. Fütüvvet yiğitlik demektir, gönül yiğitliği. Müslümanların, kasıtlı olarak yıkılan fütüvvet, ahîlik teşkilâtını ve ahlâkını tekrar canlandırmaları gerekir.
Dinsizler, Türkiye’yi sömürenler, ülke gelirinin arslan payını alanlar bunu istemeyeceklerdir. Çünkü fütüvvetin hâkim olduğu bir yerde halk, ülke ve devlet sömürülemez.
1. Agresif İslâm düşmanları. Millî kimliğe, millî kültüre, millî kişiliğe karşı olanlar. Tarihî devamlılığı istemeyenler. Türkiyelileri yabancılaşmış, dejenere, şuursuz sürüler haline getirmek ve kolayca soymak sömürmek isteyenler.
2. Din sömürücüsü haşarat. Bunlar, birinci zümreye karşıymış gibi görünürler ama ülkenin, halkın, devletin, zenginliklerini talan etmekte onlarla yarışırlar. Kurtuluşumuzun önündeki en büyük engel bu din sömürücüsü, mukaddesat bezirgânı haşarattır.
Halkımıza, fütüvvet ahlâkının sınırları içinde kalmak şartıyla üretmek, satmak, para kazanmak, bu kazanılan parayı gerektiği şekilde harcamak zihniyeti aşılanmalıdır.
Parayı gerektiği gibi harcamak, kazanmaktan daha zordur. Küçük bir atölye, bir dükkân açtı, birkaç sene bocaladı, zorlandı, sonunda düze çıktı ve kazanmaya başladı… Şimdi onun önündeki en yüksek tehlike azıp kudurması ihtimalidir. Para kazandı ya, hemen Lada’sını atıp pahalı bir otomobil almaya kalkabilir. Eski mütevâzı evini bırakıp, ihtiyacının ötesinde pahalı ve lüks bir mesken edinmeye kalkabilir. Lüks yazlık, lüks lokantalarda tıkınmak, lüks elbiseler, lüks mobilya… Sonunda iflâs, rezalet, kepazelik… Bu gibi ahlâksızlıkları, lüksü, israfı ancak İslâm’ın fütüvvet ve ahîlik ahlâkı önler, engeller.
Fütüvvet teşkilâtına mensup bir kişi azmaz, kudurmaz, çıldırmaz, para için her haltı yemez. O, zengin de olsa kanaat, zühd, iktisat içinde yaşar.
Şimdiki insan müsveddelerine bakınız. Lüks otomobilinin deposunu doldurtmak için bir defada 100 dolar ödüyor, bu paraya acımıyor ama musibete 100 dolarlık kitap veya sanat eseri aldırmak mümkün değildir. Otomobil benzini ne olur? Duman olur biter.
Kitap ve sanat eseri kalır, faydalıdır, insanın kültür ve mâneviyat bakımından yükselmesine yardımcı olur. Câhil ve kültürsüz Müslüman lüks bir televizyon cihazına bir milyar verir alır. Lakin ona, bir milyara orijinal bir Hilye levhası aldırtamazsınız.
Hava atmak için lüks lokantalara giderler ve sığır gibi yemek yerler. Ertesi gün gururla ve kibirle
Geri zekâlılar kravatlarının rüzgârda ters dönmesinden hususî bir zevk alırlar. Öyle bedevî adamlar görmüşümdür ki, pahalı ayakkabı giymeyi bir üstünlük, bir fazilet, bir değer sanıyorlardı. Beyinleri boş, gönülleri boş insanlar… Halkımız uzun yıllardan beri şeytanî ve tâğutî bir kültürle bozulmaya, zelil ve rezil edilmeye çalışılıyor.
Bu ülkede insanı insan eden, insanları birbirlerinin meleği haline getiren, dünya işlerinin iyi yürümesi için mutlaka gerekli olan kurtarıcı değerlere savaş ilân edilmiştir. Şeytanî ve tâğutî güçler ilme, irfana, kültüre, sanata, iffete, namusa, ahlâka, fazilete var güçleriyle saldırıyorlar.
Türkiye korkunç bir borç tuzağına batırılmıştır. Faizciler, ribacılar, tefeciler milletin, devletin kanını iliğini sömürüyorlar. Halk yığınları asalaklığa, üretmeden tüketmeye, dejenere edici eğlencelere, havâiyata, fuhşiyata teşvik edilmektedir. İş o hallere gelmiştir ki, zina yapmayı bir hürriyet gibi görenler vardır.
Uyuşturucu okullarda 11 yaşına kadar inmiştir. İçkinin, kumarın, ahlâksızlığın, asalaklığın her çeşidi toplumu sarmıştır. Hırsızlık, haram yemek, rüşvet yaygınlaşmıştır.
Öyle şuursuz bir toplum olmuşuz ki, ithalat ihracatın neredeyse iki katı olmuştur. İşyeri, fabrika, atölye, dükkân açmak isteyenlere bin türlü güçlük çıkartılmaktadır.
Henüz ergenlik yaşına gelmemiş zengin veletlerinin ellerine lüks cep telefonları verilmiştir. İçmeye ayranı olmayanlar, bilmem ne etmeye atla gitmektedir.
Devletimizin bütçesi, korkunç borçların, değil ana paralarını, faiz taksitlerini bile ödemeye yetmemektedir. Borç faizi ödemek için yeni borçlar alınmaktadır. Bunun sonu korkunç bir yıkılış ve çöküştür. Türkiye’yi bu felâketten kurtaracak İslâm ahlâkına, bir taraftan dinsizler, öbür taraftan ahlâksız ve rezil din sömürücüleri karşı çıkmaktadır.
Memleketi ve halkı bu kötü durumdan ancak fütüvvet ahlâkı, fütüvvet teşkilâtı kurtarabilir. Bu ahlâk, bu teşkilât için kimler çalışmakla mükelleftir? Herhalde dinsizler, ahlâksızlar, Pembeler değil. Ey aklı başında ve namuslu Müslümanlar niçin uyuyorsunuz? İsrafil’in sûru çaldığı zaman mı uyanacaksınız? 16 Mayıs 2005