Dinde en ufak bir reform bile yapılamaz
Milli Gazete-Köşe Yazıları
- 09 Ocak 2019
Pazar
İslâm’ın reforma ihtiyacı yoktur, Müslümanların vardır. İslâm dininin reforma niçin ihtiyacı yoktur? Çünkü bu dini Allah koymuştur, o yanılmaz. Çünkü bu dini Resulûllah açıklamış ve beyan etmiştir, o da yanılmaz. Çünkü yanlışlardan, hatâlardan korunmuştur.
Bu dinin esasları Kur’ân-ı Kerim’de bildirilmiştir. Kur’ân Allah kelamıdır, o kitapta yanlış olmaz.
Peki, Müslümanlar hatâ yapmıyorlar mı? Yapıyorlar, hem de çok vahim hatâlar. Bunlardan kurtulmak için, dinde reform yapmak yerine, kendilerini reforme etmek için çalışmalıdırlar.
Nasıl?
Birincisi: İslâm’ı, Kur’ân’ı, Peygamberi ve onun sünnetini anlamak için yeterli sayıda çok kültürlü, çok anlayışlı, çok geniş ufuklu, çok firâsetli din âlimleri, İslâm aydınları, rehberler, eğiticiler yetiştirmeleri gerekir.
İkincisi: Bunların kılavuzluğunda İslâm’ı yaşamaları gerekir.
Kur’ân hükümlerinde, Sünnet ile sâbit olan dinî kurallarda en ufak bir değişiklik yapılamaz. Bir misal vereyim: İslâm dini erkeklerin altın ziynet eşyası kullanmalarını yasak kılmıştır. Bunu kimse değiştiremez. Bazı reformcuların bu konuda verdikleri fetva ve ruhsatlar yanlıştır, hükümsüzdür.
Kitab, Sünnet ve İcmâ-i ümmet ile kesin şekilde sâbit olan hiçbir din hükmü değiştirilemez.
Bazı reformcuların ondört asırlık din hükümlerini değiştirmeye yeltendikleri görülmektedir. Onların teklif ettikleri değişiklikler asla kabul edilemez. Aksi taktirde Müslümanlıkta da bir protestanlık hareketi başlar ve sonunda din yıkılır.
Bazı reformcular hayızlı ve nifaslı kadınların bazı ibadetleri yapabileceğine dair yanlış ictihatlar yapıyor, yanlış fetva ve ruhsatlar veriyor. Bunlar kâmilen batıldır.
Hac esnasında şeytan taşlanmayacağını iddia edenler varmış. Bu da, ondört asırlık bir icmâya karşıdır ve yanlıştır.
İslâm’da reform hareketinin pîri şu meşhur ve mâlum Cemalüddin Afganî’dir.
Şu, Müslümanları aldatan yalancı kişi… Evet, İranlı olduğu halde kendisini Afgan olarak göstererek Müslümanları aldatmıştır. Şiî olduğu halde kendisini Sünnî göstererek aldatmıştır. Efendi Şiî isen Şiîyim de, Sünnî ise Sünnî… Müslümanları aldatmaya, kandırmaya ne hakkın var?
Ben bu zatın Yahudilikle ilgisi olduğunu sanıyorum. Çünkü Kahire’de bulunduğu zaman senelerce Yahudi mahallesinde ikamet etmiştir.
Bugünkü İslâm dünyasındaki bütün olumsuzluklarda, bütün reform hareketlerinde, bütün aktivist faaliyetlerde Afganî’nin ve çömezlerinin tuzu biberi bulunmaktadır.
Afganî haklı olsaydı İslâm dünyası kurtulmuş olurdu.
Müslümanlar Afganî gibi şâibeli, bulaşık adamların peşinden giderek kurtulamaz.
O bir Masondur, hem de azılı bir Mason. Ümmet-i Muhammed birMason’un peşinden giderek mi kurtulacak? Bu soruya evet cevabını verebilecek bir tek vicdanlı ve akıllı Müslüman çıkar mı?
İslâm dünyasındaki bütün kavmiyet (menfi milliyetçilik) hareketlerinde Yahudi tesiri, Yahudi parmağı vardır. Tekin Alp takma adıyla faaliyet göstermiş olan Moiz Kohen bu konuda verilecek en keskin örnektir.
İslâm dünyasını, Muhammed Ümmetini yıkmak, parçalamak için yaptıkları plan şuydu:
(1) Müslüman kavimlere kavmiyetçilik (nasyonalizm) ideolojisi mikrobunu aşılayacaklar ve kardeşi kardeşe düşman edecekler.Moiz Kohen, Türklere menfi Türkçülük mikrobunu aşılarken, başka Moizler, Salamonlar, Mişonlar Araplara Arapçılık aşıladılar. Sonunda İslâm birliği parçalandı. Birlik olsaydı Filistin bu duruma düşer miydi?
(2) Dinde reform diye bir hareket çıkardılar ve İslâm dini sanki kâmil olmayan bir din ve nizammış gibi onda değişiklik yapmaya kalktılar. Sonunda Müslümanların kafaları karıştı, Ümmet içinde şiddetli tartışma ve hizipleşmeler oldu.
(3) Tasavvufun, bazı tarikatların içine de girdiler ve sanki Şeriat ile Tarikat ayrı şeylermiş gibi bir yığın fitne ve fesat çıkarttılar.
Tekrar ediyorum:
İslâm dininde reform yapılamaz. Böyle bir şeye hitiyaç yoktur.
Müslümanlar kendilerini reforme etmeye, islah etmeye mecburdur.
Bu konuda neler yapılmalıdır?
(1) Önce İslâm’ı iyi anlamak, bilmek gerekir. Hangi İslâm’ı? Kur’ân’a, Sünnete, icmâya dayalı İslâm’ı. Bozuk fırkaların anlattıkları dini değil.
(2) İslâm dini, birtakım cahillerin ve geri zekâlıların anladığı şekilde cami hoparlörleri, cami kaloriferleri, cami klimaları, cami meşrutaları, cami helaları, cami minarelerinin şerefeleri, Ramazan mahyaları değildir. Dinî hizmet ve faaliyetleri bu zihniyetteki cahillerin ve özürlülerin ellerinden kurtarmak gerekir.
(3) İslâm dünyası, kaç asırdan beri İSLAM VE ÇAĞ seviyesinde güçlü, vasıflı, üstün elemanlar ve hizmetkârlar yetiştiremiyor, böyle elemanlardan müteşekkil kadrolar kuramıyor. Yeterli sayıda böyle elemanlar yetiştirilmelidir.
(4) İslâm dünyasının reformcu mâceraperestlere değil; Gazalî’lere, İmamı Rabbanî’lere, Halidi Bağdadî’lere,Şeyhülislâm Mustafa Sabri’lere, Zahid Kevserî’lere ve benzerlerine ihtiyacı vardır.
İslâm’da reform dinde kopukluk demektir. Müslümanlar kopuklukla değil, devamlılıkla kurtuluşa ve izzete erebilirler.
Dinde hiçbir değişiklik ve yenilik yapılamaz. Çünkü temel din hükümleri evrenseldir, zaman ile eskimez, değişmesi gerekmez.
Kur’ân’da hiçbir değişiklik yapılamaz.
Kur’ân hiçbir şekilde re’y ve heva ile yorumlanamaz.
Peygamberin Sünnetinde en ufak bir değişiklik yapılamaz.
İslâm dini için en büyük tehlike ve tehdit dinde reform hareketidir.
Sünnî geçinip de İslâm’ı anlamayan birtakım dar kafalıları tenkit edebilirsiniz ama bunlar yüzünden dinde reform isteyemezsiniz.
Bazıları, Arabistan’dan para ve ilham alarak, teşvik görerek bozuk ve bâtıl bir mezhebin propagandasını yapmaktadır. Bunlar da bir tür reformcudur. Bunlara da kulak asılmamalıdır. İsmini vermediğim o bozuk mezhep hakkında İslâm uleması yüzlerce reddiye yazmıştır.
Bundan on sene kadar önce İstanbul’un büyük camilerinden birinde cuma namazından önce bir vaaz verildi ve şöyle denildi:
– Dinimizde cuma namazından sonra başka bir namaz yoktur. Binaenaleyh cumanın iki rekat farzını kıldıktan sonra pabuçlarınızı alıp çıkınız, başka namaz kılmayınız…
Bu vaiz kendini kim zannetmekteydi?
Bütün fıkıh ve ilmihal kitaplarımızda cumadan sonra sünnet namazı kılındığı yazılıdır. O kitaplara mı inanacağız, yoksa şu nev-zuhur vaize mi?
Bir başka reformcu, “Oruç tutmak istemeyenler, her oruç için bir fidye verirler ve üzerlerinden oruç borcu düşmüş olur…” diye yazılar yazıyor, boş fetvalar veriyor. Bu da yanlıştır. Oruç tutmaya sağlığı ve gücü yeten her Müslüman bu ibadeti bizzat yerine getirecektir.
Reformcular bilhassa kadın konusunda acayip yenilikler getiriyor. Bunların hepsi batıldır. Din ne diyorsa, Allah ve Peygamber ne diyorsa, doğrusu odur. Kadınlar için hayırlı olan odur.
En ufak, en ehemmiyetsiz gibi görünen bir reform bile İslâm için büyük tehlike teşkil eder.
Bugün küçük bir konu ile başlarlar, yarın dinin temellerini dinamitlerler.
Yenilik kavramı bir put-kavramdır.
Evrensel ilahî gerçeklerde değişiklik olamaz.
Namaz bundan 1400 yıl önce nasıl anlatıldı ve uygulandı ise, bugün yine aynı şekilde anlaşılacak ve uygulanacaktır. Kıyamet’e kadar da böyle olacaktır.
Dinde reform kapısı aralanırsa, “Beş vakit namaz eskidendi, zamanımız telâşe asrıdır, bu devirde haftada bir namaz yeter…” diyecek şeytanlar da zuhur edebilir.
İslâm dini ribayı kesin şekilde yasaklamış, haram kılmıştır. Hiçbir reformcunun ribayı helal kılmaya hakkı yoktur. Böyle bir şey küfür olur, irtidat (dinden çıkma) olur.
Sevgili Müslümanlar!
Dinimizin bütünlüğünü sımsıkı koruyalım.
Bütün gücümüzle kendimizi islaha çalışalım.
İlmimizi ve kültürümüzü artıralım.
Ehl-i Sünnet kitaplarında yazılı olduğu şekilde ibadet edelim.
Muamelat işlerinde fıkıh kitaplarımız ne yazıyorsa, hiçbir değişiklik yapmadan o hükümleri uygulayalım.
Biz İslâm’ı hakkıyla, iyi bir şekilde anlayamıyoruz. Anlamak için çalışalım, kendimizi yetiştirelim.
Din konusunda gelenekçi olalım.
Dinî konularda devamlılık şuuruna sahip olalım.
Ehl-i Sünnet inancından, fıkhından, ahlakından ayrılmayalım.
İslâm dininde terör yoktur, terörden uzak duralım.
Kur’ân’ı kendi kafamıza göre yorumlamayalım. Gerçek müfessirlerin yorumlarını kabul edelim.
Şeriata aykırı tasavvuf ve tarikatlardan uzaklaşalım.
Şeriata uygun tasavvufa ve tarikatlara iyi gözle bakalım, nasibimiz varsa bunlardan feyz alalım, intisab edelim.
İslâm dünyasında korkunç bir ahlak fesadı vardır. Ahlakımızı Kur’ân’a, Sünnete uygun hale getirelim, Selef-i Sâlihîn efendilerimizin yüksek ahlakı ile ahlaklanalım.
İslâm dini akla büyük değer verir ama akılcılık (rasyonalizm) akıllılık demek değildir. Din konusunda rasyonalist olmayalım.
Bütün bid’at-i seyyielerden uzak duralım.
Selahaddin Eyyubî, Emîr Abdülkadir, Şeyh Şâmil gibi üç boyutlu (Şeriat, Tarikat, Emîrlik) İslâm büyüklerinin yetişmesi için çalışalım ve böyle kişiler bulursak onlara intisab ve biat edelim.
Din sömürücüsü şeytanlardan bucak bucak kaçalım, onlara yardımcı olmayalım, onlara zırnık vermeyelim.
Bu devir ictihad ve yenilik devri değildir. İçtihad ve yenilik kapılarını kapatalım, azıcık bile olsa aralamayalım.
Dini, Peygamberin bize tebliğ ettiği gibi bir bütün olarak ve aslına uygun şekilde koruyalım. 10 Ekim 2005