|
Röportaj 7:
Kadınları kitaplardan
tanıyorum
Ayşe ARMAN
(Hürriyet, 29 Ağustos 2004)
Beni bir tek konuda uyarmışlardı: ‘Çok açık saçık gitme!’ Türkçesi, ‘Kıyafetine
biraz dikkat et’ demişlerdi. Ben de olabildiğince dikkatli giyindim.
Telefonda da teyit etmek istedim. Espri yaptı: ‘Göbeğiniz açık değilse sorun yok
hanımefendi!’ Ben de gönül rahatlığıyla gittim. Göbeğim kapalı. İlk merhabadan
sonra ’Gördüğünüz gibi kapalı giyindim’ dedim. O da ‘Kapalınız buysa Allah
açığınızdan korusun’ dedi.
Dakika bir sevdim adamı!
Bir de röportaj sırasında, masadaki kurabiyelerden önce kedilere, sonra Yeşil
Ev’in bahçesindeki böceklere vermesin mi? Versin. Böcek besleyen birini ilk defa
görüyordum. ‘O da bir şey mi?’ dedi. Akrepleri bile öldürmüyor, yakalayıp, cam
kavanoza koyup, ormanda azat ediyormuş!
Masanın üzerindeki kurabiye kırıntılarına doğru hamle yaparken ben, Mehmet
Şevket Eygi onların peşine düşen karıncalar için endişelenip, ‘Aman ha
karıncaları öldürmeyelim!’ dedi. ‘Niye öldüreyim?’ dedim. Ekledi: ‘Hani farkında
olmadan dirseklerinizle filan zarar verebilirsiniz onlara...’
Böyle bir duyarlılıktan söz ediyoruz.
Aslında bu röportajı bir nevi inzivaya çekildiği Sultanahmet’teki evinde
yapacaktık.
Ne var ki, tadilata denk geldik.
Yeşil Ev’le yetindik.
O evde, bir başına, 50 bin kitabı ve bir gözü görmeyen kedisiyle bir hayat
sürdürüyor. Kendinden ve hayatından memnun. Hiç evlenmemiş. Onu isteyenler olmuş
ama o istememiş, belli ki kısmet de değilmiş. Neticede kadınlarla reel anlamda
tanışma fırsatı olmamış.
Ama biz kadınların kafasının farklı çalıştığını söylüyor.
Algılamamız da farklıymış.
‘Siz nereden biliyorsunuz?’ diyorum.
‘Kitaplardan’ diyor.
O kadınları daha çok kitaplardan tanıyor.
Televizyon seyretmiyor, cep telefonu kullanmıyor, gazete okumuyor, sadece
internetten başlıkları takip ediyor. Buna karşılık hálá bir kitap kurdu ve
yabancı dergileri takip ediyor...
n Bunca yıl neden evlenmediniz? Siz mi kimseleri beğenmediniz, kimseler mi
sizi beğenmedi?
- Benim hayatım hayli mücadeleli geçti. Yurtdışına kaçmak zorunda kaldım.
Çabuk dönerim diye umut ediyordum, 6 sene sürdü. Önce Arabistan’da, sonra Beyrut
ve Avrupa«da yaşadım. Gençlik yıllarımda evlenmedim, sonra da yalnız yaşamayı
tercih ettim. Açık konuşayım; bir pişmanlık içinde de değilim...
n Sorunun ikinci kısmının yanıtı neydi?
- Kimseyi beğenmemek gibi bir şey mevzu bahis değildi. Kimselerin beni
beğenmediği de doğru değil. Hatta bazı talepler falan da geldi. Evlenmek
isteyenler oldu. Ben istemedim. Kısmet değilmiş diye bir şey vardır. Kısmet
değilmiş!
n Kadınlarla aranız nasıl?
- Benim bütün insanlarla aram iyi...
n Dostlarınız, arkadaşlarınız daha çok erkeklerden mi?
- E tabii. Müslüman bir Türkiyeli olarak benim size göre bazı tutucu
taraflarım olabilir...
n Neler onlar?
- Kadınlarla fazla içli dışlı olmamak mesela!
n Neden?
- Bizim İslami terbiyede, böyle benim durumumda bir insanın kadınlardan
arkadaşları ve çevresi olması normal karşılanmaz...
n İyi de bu sizi çok zenginleştirebilir! Kadınlar ve erkeklerin kafası çok
farklı çalışır. Bir kadının beyninin nasıl çalıştığını anlamaya çalışmak...
- Biliyorum efendim, biliyorum! Çok şey okudum kadınlarla ilgili. Kadınların
düşünce ve algılama şekli tamamen değişiktir. Hatta benim bir teşhisim var:
‘Türkiye kurtulacaksa, kadınlar sayesinde kurtulacak.’
n Sizce kadınlar sizi karşı cins olarak mı değerlendirir, bilge biri olarak
mı?
- Benim yaşımdaki birini bir fikir adamı ve az buçuk tanınmış bir kalem
sahibi olarak değerlendirirler.
n Kadınları teorik olarak tanıyorsunuz değil mi? Daha çok kitaplardan...
- Hayattan ve kitaplardan. Ama yalnız yaşayan biri olduğum için kadınları
çok da iyi tanıdığımı söyleyemem.
n Sizin evinize fikirlerine güvendiğiniz, kafası çalışan bir kadın
arkadaşınız girip çıkıyor olsa sorun teşkil eder mi?
- Şimdi etmez. Ama gençken ederdi.
n Neden?
- Öyle. Kurallarımız öyle.
İNANÇLARI TARTIŞMAMAK LAZIM
n Ama herhangi bir duygusal ya da seksüel bir şey yaşanmıyor...
- Olsun varsın... Daha açık mekanlarda görüşmek lazım. Kapalı mekanlarda
değil. Ve mümkünse yanınızda üçüncü bir kişinin olması lazım.
n Burada kim kime güvenmiyor!
- Kanun ve ahlak sistemleri güvensizlik üzerine kurulu değildir. Birtakım
sınırlar koymak, bazı hataların yapılmasını, yapılmadan önce engellemek içindir.
n Bana saçma geliyor...
- Olabilir efendim. İnsanların inançlarını tartışmamak lazım. Kabul etmek ve
anlamaya çalışmak lazım.
n Peki.
DAVA ADAMI DEĞİL HİZMETKARIM
n Kendinizi dava adamı olarak tanımlıyor musunuz?
- Dava adamı olmak büyük bir iddia. Bunu kabul edersem, kibire düşmüş
olurum! Ben kendimi küçük bir hizmetkar olarak görüyorum.
n Peki bunca yıl ‘küçük bir hizmetkar’ olarak hizmet verdiniz! Kat ettiğiniz
mesafe ne kadar?
- Daha fazla edebilirdim ama çeşitli sebeplerden dolayı edemedim.
n Ben anlamadım...
- Kural şudur: Hiçbir insan inançları ve ülkesi için yaptığı hizmetlerin
yeterli olduğunu söyleyemez. Hep daha fazlasını yapmak ve asla kendine pay
çıkarmamak lazım.
n Bu yolda yürümek yerine torun torba sahibi bir adam olmayı tercih eder
miydiniz?
- Etmezdim efendim! Herkes çoluk-çocuk, torun torba sahibi oluyor. Bizim
gibi birkaç insan da böyle istisnai işler yapsın.
n Geliriniz nereden geliyor sizin?
- Küçük bir yayınevim var, yayıncılık yapıyorum. Büyük İslam klasiklerini
basıyoruz.
n Ve tabii gazeteden aldığınız para var...
- Yok hayır, gazeteden para almıyorum. Ben bedava yazıyorum.
n Neden, misyon adamı olduğunuz için mi?
- Evet efendim, bu yazıları parayla yazamam. Yazılarımı bir misyon uğruna
yazıyorum.
AYŞEGÜL TECİMER’LE NİYE ÇALIŞTIM?
n Neden seneler evvel Ayşegül Tecimer’le Çamlıca Köşkü’nü restore ettiniz?
- Milliyet Gazetesi bir haber yapmıştı: ‘Ayşegül Tecimer, Mehmet Şevket Eygi«ye
danışman oldu.’ Haber tamamen uydurmacaydı. Ben de telefon ettim.
‘Aklınıza bir şey gelmesin. Bu haberi ben değil gazeteciler uydurmuş’ dedim. O
da bana, ‘Rica ederim efendim, çok iftihar ederim böyle bir şey olursa’ dedi. Ve
evet bir süre birlikte çalıştık...
n Yani zul gelmedi onunla çalışmak...
- Niçin gelsin? Kendisi sanat tarihinden ve Türk geleneksel sanatlarından
anlayan bir kimsedir.
n Tarihi eser kaçakçılığından hüküm giydiğini duyduğunuzda ne hissettiniz?
- Ben savcı değilim, hakim değilim, cellat değilim. Duydum. Üzüldüm. O
kadar.
|