|
Röportaj: 5
Türban
önemli bir hadise değildir
Ayşe
ARMAN (Hürriyet,
30 Ağustos 2004)
Mehmet Şevket Eygi gibi biriyle röportaj yapıp onun anlattıklarını tek güne
sığdırmak olanaksız. Anladınız, röportajımız dünden devam ediyor. Sizi uyarmak
isterim, çarşamba da devam edecek...
Siz türban ve imam hatipler konusunda ne kadar keskinsiniz?
- Türban çok önemli bir hadise değildir! Bayraklaştırılmış, sembol hale
getirilmiş bir hadisedir. Müslümanlar son 30 sene içinde ‘Yok Ayasoyfa açılsın,
yok türban serbest bırakılsın!’ gibi iki sloganla çok vakit harcadılar. Bugün
hem siyasal İslam’da hem de laik kesimde türban bir bayrak ve sembol haline
getirilmiştir. İmam Hatip’lere gelince, Türkiye’de 500 küsur İmam Hatip okulu
açılması yanlışlıktı. Müslümanların özel lise açmaları lazımdı. Ve onların
devlet liselerinden üstün olması lazımdı...
Bu arada siz Fethullah Gülen’in okullarını da beğenmiyormuşsunuz, ‘Bunlar
dershane gibi!’ diyormuşsunuz.
- Ama öyle. Adam gibi liselerde, edebiyat, lisan, tarih ve sosyal kültürle
ilgili dersler öğretilir. Fizik, kimya, geometri ve cebirle lise olmaz!
Size insanlar neden tahammül ediyor?
- Benim tahammül edilmeyecek neyim var ki?
Çünkü siz çıkıntı bir tipsiniz ve hafif arıza...
- Tahammül edilmesinin ana sebeplerinden biri bence şudur: Benim fikirlerimi
kabul etmeyenler bile benim samimi bir insan olduğumu bilirler. İkincisi de ben
Türkiye’yi gerçekten seven biriyim.
Bütün bu çıkışlarınızı ilgi çekmek için ya da bilge gibi görünmek için
yapıyor olabilir misiniz?
- Ben de kendime soruyorum bu soruyu ve bunun için yapmadığım cevabını
alıyorum. Ben eli kalem tutan ve biraz düşünebilen bir Türkiyeliyim. Ülkemin iyi
olması için birtakım duygular var içimde. Bunları yazıyorum...
MÜSLÜMAN BASIN İKİNCİ LİGDE
Müslüman sosyetesi diye bir grup var mı?
- Var. Zenginler ya, kendilerini İslamiyet’in üst tabakası gibi görüyorlar!
Ne yazık ki, kaliteli ve vasıflı olduklarını söylemek çok zor...
Ne derece olması gerektiği gibi Müslümanlar? Mesela çevreye önderlik
edebiliyorlar mı?
- Edemiyorlar. Medyayı ele alalım. Gazete konusunda bir türlü önde
koşamıyorlar mesela. Hep 2. ve 3. ligde kalıyorlar. Bunun sebebi şudur: İnsan
kişiliğinin üç boyutu vardır. Birincisi bilgi-kültür boyutu, ikincisi
aksiyon-ahlak boyutu, üçüncü de estetik ve sanat boyutu. Müslümanlar bu üçünde
de yeterli potansiyele sahip değiller.
Peki ne kadar lükse düşkünler?
- Bakın, Türkiye lüks konusunda tamamen hasta ve dengesini yitirmiş bir
toplumdur. Müslümanlar da tabii bundan bol bol nasibini almıştır. Müslümanların
içinde 250 bin Euro’luk lüks ciplere binen birtakım insanlar var. Bunları
ayıplamaktan başka bir şey yapamıyorum. Bir de görgüsüzler. Benim bir vecizem
vardır: ‘Senin evdeki salonunu göreyim, ne mal olduğunu söylerim!’ Kendi
geleneksel kültürüne bağlı olduğunu söyleyen bir Müslüman’ın evine gidiyorsun,
saçma sapan koltuklar, kanepeler, vitrinler, büfeler, halılar. Hiçbir kalite
yok, hiçbir sanat yok. ‘Ama ben Müslümanım’ diyor. Senin Müslümanlığından ne
olacak!
Ne olması gerekiyor salonunda?
- Yerde nefis el dokuması kök boyalı halılar görmeliyim. Sonra, duvarlarda
bizim geleneksel sanatlarımızdan bir şeyler fark etmeliyim: Bir ferman, bir
gravür, bir hüsnü hat, yani Arapça güzel yazı örneği. ‘Ben zenginim’ diye
ortalarda dolaşıyorsan, hava atıyorsan bunları bileceksin. Bilmiyorsan kendine
hoca tutup öğrettireceksin. Eline imkan geçen bir Müslümanın cahil kalmaya hakkı
yoktur! Eğer bir Müslüman, cahil bir Müslümansa, İslam’ın temsilcisi rolüne
soyunması suçtur. ‘Hem kel hem fodul’ diye bir laf var. Sen İslam’ı bilmiyorsun,
İslam medeniyetini, sanatlarını bilmiyorsun, paranı nasıl harcayacağını da
bilmiyorsun, kalkıyorsun İslam’ın temsilciliğine soyunuyorsun. Bu cinayettir!
YALÇIN KÜÇÜK«ÜN TETKİKLERİ BENDEN DAHA DEĞERLİDİR
Yalçın Küçük Bey’in Sabetaycılık tetkikleri benimkilerden çok daha
değerlidir. Ben bu konuda gazete köşe yazıları kaleme almışım, o ise efendim,
ilmi araştırmalar yapmıştır. 5 tane kitap yazdı. Sabetaycılık Türkiye’nin önemli
bir meselesidir. Türkiye’nin bilinmeyenidir. Ama pek tabii insan araştırma
yaparken yanılabilir, bazı iddialarında hataya düşebilir. Bu normaldir. Ben
Yalçın Küçük’ü çok ciddiye alıyorum.
GS’YE 1940’TA GİRDİM
Lisede okurken de aynı şiddette Müslüman mıydınız?
- Çocukluğumdan beri dindar bir insandım ben. Ama talebeyken her zaman günde
5 vakit namaz kılamıyordum, GS«de o yaşta yatılı bir çocuğun 5 vakit namaz
kılması kolay değildi.
Yıl kaçtı?
- 1940«ta girdim, 52«de çıktım. 12 sene Fransızca eğitim aldım. İlkokulu da
orada okudum. Yani esas has GS’li benim!
Ailenizin sizi GS«ye vermesinin özel bir sebebi var mıydı?
- Taşralıyım ben. Karadeniz Ereğlisi. Evimiz, 2 ilçeyi birbirine bağlayan
bir şose yolun kenarındaydı. Yakında okul yoktu. Rahmetli annem 11 sene
öğretmenlik yapmıştı, onun ısrarıyla beni GS«ye yazdırdılar.
Dindar insanların çocuklarını gönderdiği başka okullar yok muydu?
- Yoktu efendim! O zaman dinden bile bahsetmek suçtu. Ezan bile okunmuyordu.
‘Tanrı uludur’ diye bağırılıyordu. Türkiye’deki camilerin çoğu kapalı ve
haraptı. Bugünkü gibi bir İslami hareket filan yoktu. İnsanlar inançlıydılar ama
İslamcılık diye bir şey yoktu.
|