Röportaj 6:
Müslüman hanımlar beni affetsinler
ama besleme ve
hizmetçi gibi dolaşıyorlar...
O kadar rüküşler!
Ayşe ARMAN/ Hürriyet PAZAR29 Ağustos 2004
Ben daha farklı biriyle karşılaşacağımı
düşünüyordum. En azından bu kadar yumuşak, bu kadar cool ve kendisiyle barışık
olacağını hayal etmiyordum. Bir kültür şoku yaşadığımı itiraf etmeliyim.
Konuşurken ondan bir huzur geçiyor size. 70 yaşında olmasının
mutlaka etkisi vardır. Ama tek başına bununla açıklayamazsınız.
Bir defa bilgili, çok bilgili, bildiğini gerçekten iyi biliyor ve
sizinle paylaşıyor. Öğretmen üslubuyla değil, bilge bir arkadaşınla sohbet
edermiş gibi. İslami kesimin simge isimlerinden olan Mehmet Şevket Eygi, GS ve
Mülkiye mezunu. Şaşırtıcı değil mi? Lise arkadaşları onun için ‘en ileri gerici’
diyor. O ise bütün bunlara gülüyor. Kendini Müslüman Türkiyeli olarak
tanımlıyor. Bize de o zaman şu soruyu sormak düşüyor: ‘Peki biz neyiz?’ Cevap
veriyor: ‘Dini vecibelerinizi yerine getirmiyorsanız sosyolojik Müslüman!’
Mehmet Şevket Eygi, kolaycı bir benzetmeyle, kendisi kabul etmese de, İslami
kesimin Yalçın Küçük«ü. Eleştirileri ve özeleştirileri kolay kolay hazmedilecek
türden değil, insanı düşündürüyor. Kaybedecek hiçbir şeyi olmadığı için de,
bütün fikirlerini olabilecek en açık, en net ve en sert şekilde söylüyor. Bir de
Mehmet Şevket Eygi, deli gibi estetik, güzellik ve sanat meraklısı bir adam. Bu
yüzden hiç çekinmeden Müslümanların hayat tarzı, giyim tarzı üzerine açıyor
ağzını yumuyor gözünü...
Sizin kendi cemaatinize biraz hoyratça yaklaştığınızdan söz ediliyor hep.
Bunda GS«li olmanızın etkisi olabilir mi?
- Kabul etmiyorum efendim böyle bir şeyi...
Pek çok şeyi beğenmemenizin nedeni GS«li olmanız değil mi!
- Değil efendim. Ben özeleştiri yapan bir Müslümanım. Bunun da GS’lilikle
alakası yok. Kibirli tipler çıkabilir o okuldan, ama ben kibirli değilim.
Siz kendinizi nereye ait hissediyorsunuz?
- Ben Türkiyeliyim.
Onu anladım da. Oraya ait değilsiniz, buraya ait değilsiniz. Ne Erbakan«a
yakın oldunuz ne Fethullah Gülen«e ne de Tayyip Erdoğan«a... Siz varlığınızı
nasıl sürdürüyorsunuz?
- Efendim, kan grupları içinde de diğer bütün gruplara kan verebilenler
vardır. Ben Türkiye’deki çeşitlilikleri kabul eden, fakat o çeşitliliklerden
hiçbirine yamanmayan biriyim.
Biraz ortada ve boşluktasınız...
- Ortadayım. Ama boşlukta değilim!
Pardon! Peki, siz inzivada mısınız?
- Hem inzivadayım hem kalabalıkların içindeyim efendim.
O nasıl oluyor?
- İnsanlar çok büyük patırtılar gürültüler içinde bile yalnızdırlar. Ben
yalnız yaşamaktan hoşlanan biriyim. Başka türlüsünü de bilmiyorum zaten. Benim
hiçbir zaman renkli televizyonum olmadı mesela. 1984«te tutuklanmıştım, epey
maceradan sonra Şile Cezaevi’ne gittim. Orada vaktimi geçirmek için siyah-beyaz
bir televizyon edindim. Hapisten çıktığım vakit onu eve getirdim, bozuluncaya
kadar baktım. Ama bozulunca yerine bir televizyon almadım. Ben gazete de okumam,
sadece internetten başlıklara bakarım. Cep telefonu filan da kullanmam.
Geçenlerde ev telefonum 5 gün bozuldu. Meğer ne büyük rahatlıkmış...
Size ulaşmak isteyince n’apıyor insanlar?
- İşleri ne arasınlar!
Sizce Türkiye«de İslam aydını var mı? İdeolojinin ileri gitmesine yardımcı
olan, katkıda bulunan, kafası karışık Müslümanların ufkunu açan birileri...
- Yok efendim! İsnisnai birkaç kişi vardır ama onlar kuralı bozmaz,
Türkiye«de şu anda İslam aydını yok...
Sizin dışınızda mı?
- Yoo kesinlikle. Ben okur yazar biriyim. Yemin etsem başım ağrımaz! Aydın
olmak başka bir şey. Bunu entelektüellikle de karıştırmamak lazım. Okur-
yazarlık bir bakıma entelektüelliktir. Ama aydın olmak çok zor. Çok yüksek bir
bilgi boyutuna sahip olmak lazım.
Kim o yüksek bilgi boyutuna sahip bir iki kişi?
- İsim verir miyim? İsimlerini vermediğim kimselerin sonra beni bir kaşık
suda boğacaklarını bilmez miyim?
Peki sizce Türkiye«de siyasetteki ve sosyal hayattaki Müslümanlar olması
gerektiği gibi mi?
- Yok efendim. Türkiye Müslümanları tarihi arıza ve kazalar sebebiyle
kalitelerini son derece yitirmiş, köylü ve bedevi zihniyetine saplanmış
Müslümanlardır...
Peki doğru düzgün Müslüman siyasetçi var mı?
- Yok efendim. Olsaydı görünürdü...
Peki liderler nasıl sizce? Olması gerektiği gibi mi?..
- Onlar hakkında fazla konuşmam, kendilerine hürmetlerimi sunarım.
Mesela Başbakan Tayyip Erdoğan, sizden kalite kontrol açısından geçer not
alabilir mi?
- Şimdi şu var: Türkiye«de büyük kesimler var. İslamcı kesim, Türkçü
milliyetçi kesim, Atatürkçü kesim, çağdaş kesim, laik kesim... Bunların
hiçbirinde vasıflı seçkin üst tabaka yoktur.
Anladım, kalite kontrol açısından arkadaş kaldı!
- Evet efendim.
Bu her şeye ve herkese meydan okuyan haliniz, sizi ürkütmüyor mu?
- Ben gerçekçi bir insanım. Benim beğenmeyişim ne kibirden ne paranoyak
tezahürlerden oluşuyor. Dünyaya bakıyorum, Türkiye«nin döküldüğünü görüyorum.
Gerçekçi olmak bir suçsa, ben bu suçu kabul ediyorum!
Peki ne yapacağız?
- Sorgulayacağız. 80 sene Türkiye’yi idare etmiş adamların yakalarına
yapışacağız. Onlar ölmüş olsalar bile! Türkiye neden Ortadoğu’nun bir Japonya’sı
olmadı diye soracağız? Hadi Japonya’yı geçtim, neden bir Güney Kore olamadı,
Tayvan olamadı? Neden Singapur kadar olamadı? Yunanistan kadar bile olamadık.
Bu, bizi idare edenlerin suçudur! 80 senedir Türk üniversiteleri Türkiye«ye
Nobel veya benzeri bir ödül kazandıramadılar...
Sizce Müslümanlar iyi giyiniyorlar mı?
- Hayır efendim.
Kadınlar mı daha zevksiz, erkekler mi?
- İkisi de zevksiz! Ama zevksizlikte erkekler daha öne geçerler...
Nedir mesela kadınların kılık kıyafetinde zevksiz bulduğunuz şeyler?
- Kılık kıyafetlerinde tahammül ötesi renkler kullanıyorlar. Cırtlak
pembeler filan. Sonra, rüküş bir frapanlık içindeler. Uyum derseniz o da yok.
Bir takım Müslüman hanımlar, beni bağışlasınlar ama besleme ve hizmetçi gibi
dolaşıyorlar! Dünya kadar yazı yazdım bu konuda: ‘Tesettüre kalite getirmek
istiyorsanız mutlaka Paris, Milano ya da Japonya’daki modaevlerinden yardım
almanız gerekiyor’ dedim.
Bu sözünü ettiğiniz destekleri mesela Emine Erdoğan alıp, bir başbakan eşi
olarak farklı giyinebilir ve rol modeli olabilir....
- Yapmıyorlar efendim! Fikir kabul etmiyorlar. Oysa, işbirliği gerekiyor.
Bunda kompleks yapacak bir şey yok. Yves Saint Laurent’la, şununla bununla
anlaşacaklar. Bunu Pakistan Havayolları seneler evvel yaptı, hosteslere kapalı
kıyafet yaptıracaklardı, Cardin’le anlaştılar. Bütün dünya beğendi. Biz diyoruz
ki, ‘Ben Müslüman’ım, öyleyse bu tesettür kıyafetini ben kendim halledeceğim.’
Ama yapamıyorsun, rüküş oluyorsun! Tesettür sadece dini bir mesele değil ki,
aynı zamanda bir kültür, bir medeniyet ve bir sanat meselesi. Giyim kuşamda
hangi ülke, hangi metropol dünyada merkezse, gideceksin onların rehberliğini
kabul edeceksin. ‘1400 senelik İslam medeniyetinde kadınlar bir ara çok güzel
giyinmişler, şimdi bize yardım edin’ diyeceksin. Böylelikle, en azından
kıyafetlerimizde köylülükten ve bedevilikten sıyrılacağız. Ama ne mümkün! Parası
olanların, bu konuda aklı yok. ‘Madem param var, ben yaparım!’ diyor, gidiyor
binlerce dolar veriyor, yine rüküş oluyor. Başına 1 milyarlık eşarp takıyor ama
işte yine yakışmıyor, yine yakışmıyor...
ESAS HAS GS’Lİ BENİM
Batı’ya açılan pencereden çıkıp, kıblede durmak nasıl bir şey?
- Gayet normal bir şey! GS, bir İslam okuludur. Osmanlı İmparatorluğu
zamanında Robert Kolej’e karşı Türkiye’yi, Türkleri ve Müslümanları korumak
maksadıyla açılmıştır. Nitekim, 1909«a kadar da okulda 5 vakit namaz kılmak
mecburiydi...
Kendinizi bir ‘imalat hatası’ olarak görmüyorsunuz yani!
- Ne münasebet! Kopukluk olmuştur, GS«yi hedefinden saptırmışlardır...
Nasıl yani? GS«den çıkanların normalde sizin gibi ‘İslamcı’ mı olması lazım?
- İslamcı değil efendim. Ben zaten İslamcı değilim. Ben Müslüman bir
Türkiyeliyim.
Ayıptır sorması ben neyim?!
- Siz de Müslümansınız. Ama dini vecibelerinizi yerine getirmiyorsanız,
sosyolojik Müslümansınız!
GS’den mezun kaç tane sizin gibi kendini Müslüman Türkiyeli diye tanımlayan
insan vardır?
- Öyle ama... Bu benim suçum değil. Okulu hedefinden şaşırttılar. Diyorum,
amaç Müslüman Türkiyeli yetiştirmekti...
Peki siz Batı’ya açılan pencereyi niye açmadınız?
- Açmadığımı kim söyledi? Benim 50 bin kitaplık kütüphanemin yarısı Batı
dillerindedir. Hálá çoğunlukla Fransızca okurum.
Yani ‘Normal GS«li sizsiniz, diğerleri anormal!’ Bunu mu anlatmaya
çalışıyorsunuz?
- Hiç öyle bir şey söylemiyorum. Ortada kopukluktan kaynaklanan bir
çeşitlilik var. Ama ben bu ülkenin kimliğinin temel faktörlerinden olan İslam’a
karşı olan ve onunla savaşan birini normal GS«li olarak kabul etmiyorum, onu da
söyleyeyim!
GS«lilik ruhu açısından Fatih Altaylı«yla sizin aranızda bir fark var mıdır?
- Vardır tabii. Dünyaya bakışımız, inançlarımız, görüşlerimiz uyuşmaz...
Ben o açıdan söylemedim. Hani bazı liselere, fakültelere insanlar aidiyet
hisseder ya. O ruhu hayat boyu taşır ya...
- Efendim, Türkiye«de birbirini tutan 3 zümre vardır: GS’liler, Mülkiyeliler
ve Masonlar. Ben ilk ikisine dahilim. Çünkü daha sonra Siyasal Bilgiler
Fakültesi’nden mezun oldum. Bunlar birbirlerini tutarlar. Ama ben yapmam. Zaten
bazı GS«liler şöyle diyorlarmış: ‘Gericinin de en ilerisi bizden çıkar!’
Siz ne diyorsunuz buna?
-Gülüyorum efendim. Ben gericiliği kabul etmiyorum ki...
MÜSLÜMANLAR KÖYLÜ VE BEDEVİ
Neden Müslümanları köylülük ve bedevilikle suçluyorsunuz?
- Efendim, ben bedevileri ve köylüleri insan olarak hor görmüyorum. Bu çok
ayıp bir şey. Ama bu sosyolojik bir hadisedir. Türk toplumu, zaten en zengin
seçkin görünenler dahil olmak üzere, istisnalar haricinde, buram buram
bedevilik, köylülük ve varoş kültürü kokan bir toplumdur...
Bu söylediklerinizde bir küçümseme yok mu? Bu kibirli bir davranış değil mi?
- Değil efendim! Bende fikir öfkesi denilen bir şey var. Ben memleketimin
haline bakıp öfkeleniyorum. Bu da üzüntüden kaynaklanıyor. Ben sadece
Müslümanların kaliteli olmasını istemiyorum ki, laiklerin, çağdaşların,
İslam’dan uzaklaşmış insanların, hatta ateistlerin de kaliteli olmasını
istiyorum. Çünkü kaliteli bir ateist, o ülkedeki dominant dinle savaşmaz.
Kaliteli olunduğu vakit, kavga çıkmaz...
Siz sohbet etmek için kaliteli bir ateisti, kalitesiz bir Müslümana tercih
eder misiniz?
- İslamiyet’e saldırmıyorsa evet.
BUGÜN İSLAM’IN ÖNÜNDE SON BİR ENGEL KALMIŞTIR: MÜSLÜMANLAR
Sosyolojik bir hadise olarak şunu söylemeliyim: Bugün Türkiye’de İslam’ın önünde
son büyük bir engel kalmıştır, o da Müslümanlardır! İslam çok yüksek bir şey,
Müslümanlar çok aşağıda kalmıştır...