Yazı Ustası Olarak Mehmet Şevket Eygi

 

Ahmet N.Güvener

Boyuthaber, 03.03.2008

 

Türkiye’de her gün okumayı itiyad hâline getirdiğim az sayıda yazardan birisidir Mehmet Şevket Eygi. Kimisi Eygi’nin yazdıklarını çarpıcı ve faydalı bulur, kimisi ise, asla ayağa düşmeyen ve düzeyinden sapmayan ironisinden hoşlanır. Kuşkusuz ki, bunlar da çok mühimdir ve benim Eygi’nin yazılarını kaçırmayışımda etkilidir. Fakat Şevket Eygi yazılarının müdavimi olmamın asıl sebebi, dolu dolu geçirilmiş yıllarla Türkçe fıkra yazmanın imkanlarını ustalıkla birleştiren büyük bir kalem olmasıdır. Diyebilirim ki, Mehmet Şevket Eygi, fıkra muharrirliğinde yaşayan en büyük zirvedir. Mehmet Şevket Eygi’nin yazılarının ehemmiyetinin ve elzemiyyetinin hafifsenemeyeceğini belirttikten sonra diyeyim ki, sayın Eygi oturup salata tarifi yazsa, büyük bir dikkat ve iştiyakle okurum.

Büyük yazarlar kolay yetişmiyor. Hele de, sabırsızlıkla iş görmeyi, bir an evvel büyük ve çarpıcı başarılar elde etmeyi önemseyen bir milletin dili olan Türkçe’de bu mevkiye yükselmek hayli zor. Her ağzını açanın memleketi kurtarmaya azmettiği, eline kalemi her alanın kurtuluş reçeteleri hazırladığı bu memlekette, küçük dikkatlerinden ve çoğusunun burun kıvırdığı teferruattan bile, ihata edici dikkatler çıkarabilen bir kimse olarak Mehmet Şevket Eygi, yalnızca yazdığı gazetenin okurları için değil, bütün Türkiye için bir fırsattır. Ne anlattığına, neyi öne çıkardığına aldırış etmeyin demiyorum, fakat bilin ki, Mehmet Şevket Eygi’nin yazıları, gazete fıkralarında bile edebî tadın ortaya nasıl konabileceğini ispatlayan yazı örnekleridir.

Fıkra muharrirliği eskide kaldı artık. Şimdilerin modası köşe yazarı olmak. Bilmem şu kadar bin köşe yazarının her gün arz-ı endam ettiği memleket gazetelerinde, keyfiyetle özgünlüğü meczetmiş kaç yazar var? Sayıları bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar. O köşe sahibi yazarları tasnif ettiğinizde, hemen hepsinin birbirinin mukallidi ve kopyası olduğunu görürsünüz. Gazetenin birinde üslûbu tutulan bir yazar tipi, derhal ve uyanıklıkla başka bir gazetede türeyiverir. Evet, bu durum için türemek diyebiliriz. “Filan gazetede şöyle bir yazar var. Bize de aynısından lâzım.” diye yazar siparişi verildiği vâkidir. Böylesi bir gazetecilik ortamında, yazarların böylece türetildiği ve vâredildiği bir matbuat aleminde, Mehmet Şevket Eygi’nin varlığı ve onu okumanın keyfi büyük bir şanstır.

Bu satırların yazarı olarak ben, Mehmet Şevket Bey’in fikirlerinin bir kısmına katılmıyor da olabilirim. Bu satırları yazmamı gerektirecek bir yakınlığım da yok kendisiyle. Fakat Şevket Bey’in uyandırdığı izlenim, ona saygı duymayı gerektirecek bir hâl arz etmekte. Övgülerin yılışık, yergilerin zalimce ve art niyetli olduğu böyle bir devirde, Şevket Bey’in, yerden yere çaldığı kimseler nezdinde bile büyük bir saygınlığa sahip olması, ancak onun şahsiyyetiyle açıklanabilir.

Mehmet Şevket Bey, bu saygınlığına muvafık bir muamele görmekte midir? Zannetmem. Hoş, Şevket Bey’in kendisi de böyle bir muameleye muhatap olmayı çok arzulamaz zannederim. Fakat ben buradan tüm Türkiye’ye, ve hususen de dindar camiaya sesleniyorum: Lütfen, Şevket Bey’in gazetecilik ve yazarlık hayatının şu ana kadarki kısmında ortaya koyduklarına teşekkür mahiyetinde bir gece düzenleyin. Bu tür bir geceye, tüm gazetecilik camiası, özellikle de muhafazakâr kesimin yayın organları katkı yapsın. İşte böylece, kıymetlerine hürmet duyma ahlâkını biraz olsun ihyâ etmiş oluruz.